Bir insanla tanıştığınız ilk anı düşünün. Henüz hiç konuşmamış, tanışmamış ve hakkında hiçbir şey bilmediğiniz yeni bir insan. İlk baktığınız şey ne olur? Ya da sokaktan geçen hiç tanımadığınız bir insan nasıl dikkatinizi çekebilir?
Ses tonu, dişleri, kokusu, karakteri diye düşünmeye başlamadan ilk gördüğünüz an’a odaklanın. Cevabımız kesinlikle ne giydiği. 🙂
Bu sebeple kıyafetlere önem vermem diyen insanların bile ilk intibası kıyafetlerdir. Sadece giydiklerimiz ile vermek istediğimiz birçok mesajı verebileceğinizi biliyor muydunuz? Mesela çiçekli, bol renkli giyinen bir insanın neşesi size yansımaz mı? Ya da simsiyah giyinen bir insanın ciddiyeti? Tamamen oversize giyinen bir insanın dinlediği müziği tahmin etmekte zorlanır mıyız? Sanmıyorum. Kıyafetlerimiz çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde karakterimizin yansıması hâlindedirler. İnsanlar giyinirken ikiye ayrılır; bedensel ve karakter özelliklerine göre giyinenler olarak.
Ben çoğu zaman karakter odaklı kombinler yapılması savunuyorum. Çünkü dışa vurmak istediğimiz şey aslında içimizin yansıması değil midir? Kıyafetleri sadece trendler ve iyi görünmek olarak değil, bilinçli bir şekilde seçmeyi denediğiniz oldu mu? İhtiyacınız olandan fazlasını mı alıyorsunuz? Aldığınız birçok şey dolabınızda kombininize dahil olamadan duruyor mu? Dolabınızda geçmişten kalan, yeniden giyerim diye bekleyen kaç parçanız var? Aslında hepsinin altında yatan psikolojik etkiler olduğunu biliyor musunuz?
Ne çok soru oldu. 🙂
Sanırım bu konular hakkında biraz düşünmenizi istedim. Çünkü giydiğiniz hiçbir şey öylesine üzerinizde değil. Zamanla tek tek hepsi hakkında ve uzunca konuşacağız.
